son dakika haberleri
Bizi Facebook'dan takip edin
Bizi Twitter'dan takip edin
Vuslat Dursun

İÇİMİZDEKİ SİZ’İ ÖLDÜRÜN İÇİNİZDEKİ BİZ’İ BİZE VERİN!

Yazının başlığından bir aşk acısı yaşandığı anlaşılabilir. Bu yüzden de yazı okunmadan ön yargılara yol açabilir. Çünkü başlık, içinde barındırdıklarının katili gibi görünüyor. Farkındayım bunların… Zaten bizim kültürümüz bu tür durumlarda çok tecrübeli Maşallah! Okumadan yargılamalara, dinlemeden infazlara, red’lere, öldürmelere… Bunların hepsine alışkınız maalesef. Neyse biz konumuza geçelim!


Yaklaşık 2 yıldır verdiğim uğraşlardan yola çıkarak böyle bir yazı yazmaya karar verdim. Belki birçok arkadaşım benim delirdiğimi sanacak ama can yakıcı bazı durumların bitmesine yardımcı olacaksa, bütün sanmalar sefası olsun cümlelerin.


2 yıldan fazladır yaşadığım ve gördüğüm birçok duyguda anladığım çok önemli bir şey var:


İçimizde sakladıklarımız hep sizden kalanlardır. Sizin üzerinizde görmek istemeyip bize ‘yakışıyor’ diye verdikleriniz… Bize yakıştığını düşündüğünüz ama aslında bizi yakanlar…


Kendimiz olmayalım diye o kadar çabaladınız ve nihayet becerdiniz bunu. Bizim aitliklerimizin hepsini sömürdünüz. Bize yakışan asıl güzellikleri alıp bizi yakan acıları, sorumlulukları süsleyip elimize verdiniz. İlk zamanlar hoş geldi tüm bunlar evet itiraf etmeliyim ama sonra…


Sonra bize ait hiçbir şey kalmadı. Ne tarafa baktıysak hep siz oldunuz, siz vardınız, siz gülüyordunuz, siz yaşıyordunuz. Siz, siz’likten dolup taşıyordunuz, bizim içimizdeki siz’leri gördükçe olgunlaştınız (!)


Aslan gibi kükremeniz gerekiyordu, biz kükredik.


İnce ruhlu olmanız gerekiyordu, inceldik.


Ağlamanız gerekiyordu, biz ağladık.


Sahiplenmeniz gerekiyordu, biz sahiplendik.


Çalışmanız gerekiyordu, biz çalıştık.


Öğrenmeniz gerekiyordu, biz öğrendik.


Sarılmanız gerekiyordu, biz sarıldık kendimize.


Ve nihayet ölmeniz gereken yerde bile biz ölmeyi tercih ettik.


Ama siz hep vardınız, yaşıyordunuz, ayaktaydınız. Kimin için yaşıyordunuz, kimin için vardınız, kimin için ayaktaydınız, kimin için konuştunuz, kimin için sustunuz, kimin için kükrediniz, kimin için ağladınız? Bu soruların hiçbirine hâlâ cevap veremediniz. Bu cevapsız sorular bizi yiyip bitirirken bile siz hep siz’diniz. Arkanıza yaslanıp içimizdeki o bambaşka siz’i izlerken keyiften çıldırıyordunuz! Rahatsız değildiniz!


Biz içimizdeki o farklı siz’ler ile kahrolduk, yandık, canımız yandı. Dağıldık, toparlanmaya çalıştıkça parçalandık. Her bir parçamızı bir menfaatçi sahiplendi. Siz’liğin verdiği biz’sizlik boşluğu ile birbirimizi kırdık. Sizi siz’likle kaybettik. İçimizdeki yabancı siz’den, biz’e tek bir fırsat kalmadı. Acınız acımız, sevinciniz sevincimiz, yükünüz yükümüz oldu. Biz bunların hepsini sırtımızda taşıyorken, sizin belinizde en ufak ağrı


yoktu. Biz kamburlaştıkça siz doğruldunuz. Bizim ellerimiz çatladıkça sizin elleriniz pürüzsüzleşti. Bizim sorumluluktan yüreklerimiz hatta kişiliklerimiz nasırlaştı, siz hayata daha neşeyle baktınız!


Sonra bir gün yüreğimiz bunları kaldıramayacak hale geldi. İyice kamburlaştı kalbimiz biz’sizlikten. Konuşmaya başladık, sesimizi duymanızı istedik. Sağır ve dilsizliğinize nokta koyalım istedik. Biz buradayız! Biz varız! Biz size aitiz! Demek istedik sadece. Sizden içimizdeki sizi almanızı istedik. Elimizde hoparlörlerle bağırdık; duymadınız! Biz bağırdıkça siz kulaklarınızı kapattınız! Biz eridik siz görmediniz.


Siz iyi olun diye çabaladık ama biz iyiliğimizi kaybettik.


Siz gülün diye uğraştık ama biz tebessümlere hasret kaldık. Sonra…


Sonra değişmesini istedik bazı şeylerin, yine biz değiştik. Sizin değişmeniz için bile yine bizim canımız yandı. Bütün hasarları kalbimize gömdük yine. Merhemi bile tek başımıza aradık. Sizin o esnada bile hep en iyiydiniz. Adil değil; çok acımasız ama yine biz çalıştık sizi siz’likten kurtarmak için. Olmadı!


Hiç olmadı. Katılaşmış kalplerinize sevgiyi, merhameti, ilgiyi, teşekkürü yerleştiremedik.


Şimdi artık bize yapacak tek bir şey kaldıysa; onu istiyoruz sizden. Madem içimizdeki sizi alamıyorsunuz; en azından içinize hapsettiğiniz, hiçbir işe yaramadığını düşündüğünüz sapasağlam biz’i verin bize. Sevgiyle bakamadığınız, düşünmediğiniz, ilgilenmediğiniz biz’i, içinizdeki kalbimizi bize iade edin. Bizim siz’den çok kendimize ihtiyacımız olduğu bu dönemde ne olur bizi kendimizden mahrum etmeyin.


Biz siz’le mutlu olmayı çok denedik. Her denemede kahrolduk. Artık biz, kendimizle hayata gülümsemek istiyoruz. Bırakın biz, ‘biz’ olalım. Sizi size iade edelim de herkes kendisi olsun.


Aslanlık, reislik, kahramanlık, aitlik sizin olsun.


Bize sadece yüreğimizi geri verin. O yüreğe sizin veremediğiniz bütün duyguları tattıralım. Sevgiyi, saygıyı, ilgiyi, hoşgörüyü…


İçimizde siz’den kalan hiç bir acı olmasın. Hayata kendimiz olarak gülümseyelim. Çünkü biz sizin bize tattırdığınız fazla siz’lik yüzünden hep kaybediyoruz.


İçimizdeki siz’i alın! İdam mı edersiniz; sulayıp yeniden mi yeşertirsiniz bilemem ama bize sadece biz’i bırakın!


O yabancı siz’lik ve var gibi görünen yokluğunuz bizi öldürüyor artık, anlıyor musunuz bizi BABALAR?

Vuslat Dursun  |  Diğer Yazıları

Vuslat Dursun Yazılarına Yapılan Yorumlar