Bir ülkeden, bir iç ülkeye yapılan yolculuk: İstanbul-Hakkari Sanat Köprüsü
emineller-faturavizyon

Bir ülkeden, bir iç ülkeye yapılan yolculuk: İstanbul-Hakkari Sanat Köprüsü

1999 yılında büyük kentlerdeki sanat etkinliklerini, Doğu ve Güneydoğu illerine götürme isteğiyle ortaya çıkan İstanbul-Hakkari Sanat Köprüsü’nde yaşanılanları ve sürdürülememesinin arkasındaki nedenleri Mazlum Çimen’le konuştuk.

Abone Ol

2021-11-25 10:51:55 | Son Güncelleme : 2021-12-03 03:06:52

Bir ülkeden, bir iç ülkeye yapılan yolculuk: İstanbul-Hakkari Sanat Köprüsü

İstanbul-Hakkari Sanat Köprüsü, 1999 yılında İstanbul’da bulunan sanatçıların, büyük şehirlerde gerçekleşen kültür ve sanat etkinliklerini, bu etkinliklerle buluşamayan Doğu ve Güneydoğu illerine götürme isteğiyle başladı. Vecdi Sayar, Yılmaz Erdoğan, Zafer Kıraç ve Ercan Karakaş’ın girişimiyle kalabalık bir sanatçı topluluğunun bir araya gelerek oluşturduğu projenin startı Hakkari’den verildi. Yapılan proje kapsamında; film gösterimleri, konserler, söyleşiler ve tiyatro oyunları sergilendi. Hakkarililer birçok sanatçıyı ilk defa karşılarında görmenin heyecanını yaşadılar. Çoğunluğunu sanatçıların ortak bir fon kapsamında finanse ettiği proje, 3 yılın ardından 2002 yılında sonlandırıldı.

Projenin ortaya çıkışıyla beraber kendi döneminde büyük ses getiren, katılan sanatçıların farklı deneyimler yaşadığı İstanbul-Hakkari Sanat Köprüsü ile ilgili sorularımızı Mazlum Çimen şöyle yanıtlıyor:


İstanbul-Hakkari Sanat Köprüsü fikri nasıl ortaya çıktı? Sizin açınızdan nasıl bir süreçti?

Bu proje Vecdi Sayar’ın, ‘Bir ülkeden bir iç ülkeye yolculuk yapma’ fikriyle ortaya çıkmıştı. Bu beni çok etkileyen bir laftı bu yüzden bende bu yolculuğu yapma kararı aldım. Fakat o zaman bu yolculuğa kimler katılabilir konusunda oldukça zorlandık. Sanıyorum o projede 98 kişi falandık. Oldukça sağlam ve görkemli bir kadroydu hatta. Aramızda Halil Ergün, Tuncel Kurtiz, Can Dündar, Jülide Kural, Genco Erkal, Tuncer Necmioğlu, Ferhat Tunç gibi isimler de vardı. Hatta o zaman aramızda espri yapıyorduk, “Eğer bu ekibin bindiği uçak düşerse, ülkenin kültür tarafı yok olur,” diye.

O zaman uçakla Van’a gelip ardından ayarlanan otobüslerle Hakkari’ye gitmiştik. Uçak rötar yaptığı içinde bayağı geç kalmıştık. İnanılmaz yağmur yağan bir gündü ve Hakkari’ye varana kadar bizi 7 defa durdurdular. Hakkari sınırına vardığımızda ise yağmurun altında bizi bekleyen binlerce insan gördük. Mustafa Erdoğan da onlarlaydı. “Mustafa bu ne hal, burada ne yapıyorsunuz?” diye sordum. “Abi, bu insanlar 7 saattir burada sizi bekliyorlar,” diye cevap verince çok etkilenmiştim.

Böyle bir ilgi ile karşılaşacağınızı bekliyor muydunuz?

Açıkçası ben beklemiyordum. 7 saat boyunca o yağmurda bizi beklemeleri gerçekten beni çok etkilemişti. Sonrasında da otobüsten kim inerse gelip sarılıp, öpüyorlardı. Aslında biz orada büyük bir gerçekle karşılaştık. Meğer o zamana kadar biz o gerçeğin dışındaymışız. Gittiğimiz akşam saat 22:00’de Alaettin Aksoy’la (Ressam) şehri dolaşmaya çıktık. Sokaklar çocuklarla doluydu. Meğer o çocuklar 21 yıldır ilk defa saat 20:00’den sonra dışarı çıkabilmişlerdi. Biz gittiğimiz için sokağa çıkma yasağını saat 01:00’e çekmişlerdi. Ve o çocuklar doğal olarak bunun tadını çıkarıyordu. Yani ne kadar Türkiye’de, İstanbul’da yaşıyor olsak da buradan haberimizin olmadığı ortaya çıktı. Utandım ben.

İstanbul-Hakkari Sanat Köprüsü’ne katılan sanatçıların ortak paydası neydi sizce?

Hakkari, bir çok anlamda atıl duran bir yerdi. Bu yüzden herkes ortak bir payda etrafında toplanıp gelmişti. “Biz burayı görmeliyiz ve buraya bir el atmalıyız,” diye geldik. ‘El atmalıyız’ derken orayı kurtarmaktan falan söz etmiyorum. Öyle abartılı sözlerde söylemek istemiyorum ama katılan bütün arkadaşların derdi oraya bir nefes aldırabilmek, iyi bir enerji oluşturmak ve oraya dikkat çekmekti. Herkes bayağı emek vererek, çoğu şeyi göze alarak geldi. Oyunlarının engellenmesini, dönünce karşılaşacakları bazı yaptırımları göze alarak geldiler.

Bir akşam oradaki gençler bizi bir cafe’ye gezmeye götürdüler. Masada ben, Halil Ergün, Jülide Kural, Can Dündar, Tuncel Kurtiz ve gençler beraber oturmuş sohbet ediyorduk. Oradaki gençlerle aramda enteresan bir diyalog geçti, onu aktarmak istiyorum.

-Mazlum Abi, niye hiç Kürtçe şarkı söylemiyorsun?

-Ben, Kürtçe bilmiyorum. İlkokul ikiye kadar Türkçe bilmiyordum ondan sonra da Kürtçe konuşamadım. Ben asimilasyonun divasıyım. Bundan daha büyük asimilasyon bulamazsın. Aslında dile verdiğim değerden dolayı bir sözcüğün ne anlama geldiğini bilmeden o sözcüğü kullandığımda o kültüre ihanet ediyormuşum gibi geliyor. Bence bizim bazı arkadaşlarda Kürtçe söylememeli. Anlıyorsan söyle, anlamıyorsan sırf popüler olabilmek ya da popülizmi desteklemek için Kürtçe söylemenin anlamı yok. O kültüre de saygısızlık. Benim Kürtçe söylemem Japonların İstiklal Marşı söylemesi gibi bir şey. Söyleyen arkadaşlarda söylemek istiyorlarsa söylesinler ama ben beceremiyorum, hangi anlama geldiğini bilmiyorum.

-Hocam, buna biraz korktun desek daha doğru değil mi?

-Bu ülkede kaç tane Kürt filmi çekildi? (O zamanlar en fazla üç taneydi. “Mem û Zîn”, “Işıklar Sönmesin”, “Büyük Adam, Küçük Aşk”) Bak bu yapılan bütün Kürt filmlerinin müziklerini ben yaptım. Bu müziklerin hepsini de yeşil pasaport sahibi bir devlet bale sanatçısı iken yaptım. Ve bunu yaparken de pasaportum geri alınır mı, kadrodan beni atarlar mı, maaşımı keserler mi diye düşünmedim. Ben bunları göze aldım. Bunların korkuyla alakası var mı?

-Bunları sizin yaptığınızı bilmiyorduk.

Yani dolayısıyla hepimiz birçok şeyi göze almıştık.

İstanbul-Hakkari Sanat Köprüsü’nü sanatçıların finanse etme fikri nasıl ortaya çıktı? Bu projeyi hiç mi kimse desteklemedi mi?

Aslında hiç desteklenmedi gibi bir durum olmadı. Aksine, Yılmaz ve Mustafa Erdoğan destekledi. Onların haklarını yememek gerekir. Bazı özel STK’larda destekledi. Ama en nihayetinde ortak bir fon oluşturuldu hepimiz bir şeyler kattık. Çünkü ben kimseye şu masrafımı ya da bu masrafımı öde demem bundan hicap duyarım. Bu büyük bir projeydi ve masrafı oldukça çoktu.

İstanbul-Hakkari Sanat Köprüsü için geldiğinizde Hakkari’yi gezebilme ve Devrimci Gençlik Köprüsü’nü görme şansınız oldu mu?

Yok ya nereyi geziyoruz. Dedim ya biz Van’dan Hakkari’ye gidene kadar defalarca durdurulduk. O, 98 kişi defalarca indi ve bize hayran olan askerler bize sert davranmak zorunda kalarak her yeri aradılar. Hem gülüyorlardı hem de sert davranıyorlardı.

İstanbul-Hakkari Sanat Köprüsü projesi neden bitti? Proje engellenmek mi istendi ya da finansal sorunlardan kaynaklı mı bitti?

Proje engellenmek istendi zaten orası ayrı ama o projenin devam etmesi büyük bir finansal meseleydi. Her sene insanları toplayıp oraya getirmenin yükünü bir aileye ya da aynı kurumlara yükleyemezsiniz. Birde her yıl aynı insanların gelmesi de yanlış olurdu. Onu bir değiştirip dönüştürmek gerekiyordu. Bu noktalarda sorunlar yaşandı ya da benim bilmediğim özel sorunlarda olabilir. Çok detaylı bir şey söyleyecek durumda değilim ama ekonomik sorun, yeniden toparlanma, o gidişi göze alıp almama, gitmekten çekinip çekinmeme de bu sebeplerden birkaçı olabilir. Ama gene de başarılıydı.

Bugün yeniden böyle bir proje yapılsa dahil olur musunuz?

Ben tekrar gitmem çünkü yoruldum. Hakkari’ye 7 kere gittim ama başka yer olursa giderim. Ki böyle çalışmalarda yapıyoruz zaten. Hakkari’ye gitmek mesele değildi. Oradan döndükten sonra etkisinden çıkmak zaman alıyordu. Aynı esprileri, aynı konuşmaları kendi aramızda defalarca tekrarlıyorduk.


Serhat News  ÖZEL HABER/Zelal Sahidenur Sari

  • Etiketler : VAN HABER VAN HABERLERİ BÖLGE HABERLERİ
  • YORUM YAP

    Yorumlar (0)

    Bu habere ilk yorum yapan sen ol.

    ÖNERİLENLER